Bir kitap fuarı 1 milyon 173 bin ziyaretçiyle kapandı, on gün sonra 11 milyon liralık bir film festivali başlıyor. Arada ise 22 halk kütüphanesi var. Bu kent sanata para veriyor — peki değer veriyor mu?
Ekim, Antalya'nın kültür ayıdır. Bu yıl da öyle oldu: ayın ilk on günü kitap fuarıyla geçti, son haftası Altın Portakal'la geçecek. İkisi de büyük, ikisi de kalabalık, ikisinin de arkasında ciddi bir bütçe var. Bu köşede bugün ikisini yan yana koymak ve basit ama rahatsız edici bir soru sormak istiyorum: Antalya sanata gerçekten değer mi veriyor, yoksa sanata yılda birkaç kez ışık mı tutuyor?
Önce Rakamlar: Fuar
16. Antalya Kitap Fuarı 2-11 Ekim arasında Cam Piramit'te yapıldı. Kapanış rakamı açıklandı: 1 milyon 173 bin 627 ziyaretçi. On gün boyunca 250 yayınevi stand açtı, 300'ü aşkın yazar kente geldi, programda 200'ün üzerinde imza ve söyleşi vardı. Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Özdemir, fuarın "nüfusuna göre en çok ziyaretçi ağırlayan fuarlardan biri" olduğunu söyledi.
Hakkını teslim edelim, çünkü bu köşe yalnızca eleştirmek için yazılmıyor. Çadırlarda başlayan bir fuarın on altı yılda bu ölçeğe ulaşması, Antalya'nın kültürde süreklilik kurabildiği az sayıdaki örnekten biridir. Dahası Büyükşehir, fuar boyunca okulların katılımı için servis sağladı. Bu, haftalardır eksikliğinden söz ettiğim okul-kurum bağının tam olarak nasıl kurulacağının iyi bir örneği. İyi iş.
Tek uyarı: 1 milyon 173 bin, kişi sayısı değil ziyaret sayısıdır. Aynı kişi on gün içinde birkaç kez gelmiş olabilir. Bu rakamı değersizleştirmez; ama "Antalya'da bir milyon okur var" diye okumamızı da engeller.
Sonra Rakamlar: Festival
On gün sonra, 24-31 Ekim'de 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali başlıyor. Bu yıl 31 ayrı kategoride toplam 11 milyon TL ödül dağıtılacak; Ulusal Uzun Metraj En İyi Film ödülü geçen yılki 3,5 milyon liradan 5 milyon liraya çıkarıldı. Ulusal uzun metrajda yarışacak 12 filmin tamamı Türkiye prömiyeri yapacak, sekizi dünya prömiyerini Antalya'da gerçekleştirecek. Ulusal jürinin başında Derviş Zaim var; uluslararası uzun metraj jüri başkanlığına görüntü yönetmeni Andreas Sinanos getirildi. Onur Ödülleri Menderes Samancılar ve Tilbe Saran'a verilecek. 25-27 Ekim'deki Film Forum on üçüncü kez yapılacak ve bu yıl 269 proje başvurusu aldı.
Bu da iyi iş. Hatta Türkiye ölçeğinde övünülecek bir iş. Antalya, ekim sonunda sinema dünyasının ciddiye aldığı bir adres olmayı sürdürüyor.
Peki "Değer Vermek" Bu mu?
Buraya kadar tablo parlak. Şimdi aynı kentin başka rakamlarına bakalım. TÜİK'in 2025 kütüphane istatistiklerine göre Antalya'da 22 halk kütüphanesi var. Yaklaşık 500 bin nüfuslu Isparta'da bu sayı 32. Kabaca hesapladığımızda Antalya'da bir halk kütüphanesine yaklaşık 135 bin kişi düşüyor, Isparta'da 16 bin. Yani Ispartalı bir çocuğun kütüphaneye erişimi, Antalyalı bir çocuğunkinden sekiz kattan fazla kolay. Kentte sergi mekânı var – Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Dokumapark, Antalya Kültür Sanat, belediye galerileri – ama bu mekânlara kimin, nasıl başvurduğu, kaç başvurunun kabul edildiği, bekleme süresinin ne olduğu kamuya açık değil. Okullarda müzik ve görsel sanatlar haftada birer ders saati; gerisi belediyelerin okul dışı kurslarına, yani ailenin haberdar olmasına ve çocuğun ulaşım imkânına kalıyor.
Şimdi soruyu netleştirebiliriz. Antalya etkinliğe değer veriyor; bunu tartışmasız iyi yapıyor. Ama etkinlik ile altyapı aynı şey değildir. Etkinlik, ışığı bir anlığına patlatmaktır. Altyapı, ışığın sürekli yanmasıdır.
Flaş bir anı dondurur; sürekli ışıkla ise çalışabilirsiniz. Bir kent sanatı flaşla değil, ışıkla büyütür.
Bir fotoğrafçı için fark hayatidir. Flaşla tek bir kare alırsınız: parlak, net, etkileyici. Ama flaşla çalışamazsınız; göremezsiniz, deneyemezsiniz, ayarlayamazsınız. Çalışmak için sürekli ışık gerekir – sönmeyen, her gün aynı yerde duran, size kendi hatanızı gösteren ışık. Bir kentin kültür hayatı da böyledir. Fuar ve festival flaştır; kütüphane, atölye, galeri ve okul sürekli ışıktır. Antalya yılda iki kez muhteşem bir kare alıyor, ama on bir ay karanlıkta çalışıyor.
Ölçülebilir Üç Talep
1: kültür bütçesinin dağılımı açıklansın. Antalya'nın kültüre ayırdığı kaynağın yüzde kaçı etkinliğe, yüzde kaçı kalıcı altyapıya gidiyor? Bu tek rakam, bütün tartışmayı yerine oturtur. Bugün bu oranı ne gazeteci biliyor, ne sanatçı, ne de vergisini veren Antalyalı.
2: her büyük etkinlikten yıla yayılan bir iz kalsın. Kitap fuarının okullara sağladığı servis, yılın geri kalanında okulları kütüphaneye taşısın. Festivalin bütçesinden küçük ve sabit bir pay, yıl boyu sürecek bir sinema okuluna ve ilçelerde ücretsiz gösterimlere ayrılsın. Tek seferlik harcama, kalıcı programa dönüşmeden "kültür yatırımı" sayılmaz.
3: kentin bir kültür karnesi olsun. Kaç kütüphane, kaç üye, kaç sergi başvurusu, kaç kabul, hangi ilçede kaç salon – yıllık ve açık veri olarak. Ölçmediğiniz hiçbir eksiği kapatamazsınız; ölçmediğiniz hiçbir başarıyı da kanıtlayamazsınız.
Son Söz
Önümüzdeki on gün Antalya için güzel geçecek. Kortej yürüyecek, kırmızı halı serilecek, salonlar dolacak ve haklı olarak gurur duyacağız. Ben de o salonlarda olacağım. Ama 1 Kasım sabahı ışıklar söndüğünde geriye ne kaldığını sormak da bu köşenin işi. Bir kent sanata verdiği değeri festival günlerinde değil, festival olmayan günlerde gösterir. Antalya'nın sınavı 24 Ekim'de değil, 1 Kasım'da başlıyor.
Gelecek hafta bu köşede: Kaş Tiyatro Günleri'nin ardından ve Altın Portakal haftasına giriş.