Altın Portakal güzel bitti. Şimdi daha zor bir soruya sıra geldi: bu kente yılda 17,5 milyon kişi geliyor da, antik kentlerine neden yalnızca 3 milyonu uğruyor?

Önce iyi haberle başlayalım, çünkü hak ediyor. 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali 31 Ekim akşamı Cam Piramit'te sona erdi ve sekiz gün boyunca kent gerçekten sinemayla yaşadı. Ulusal Uzun Metraj'da En İyi Film ödülü Ragıp Türk'ün Taş ve Tüy'üne gitti; aynı film En İyi Senaryo, En İyi Kurgu (Naim Kanat), Cahide Sonku Ödülü (Melda Tuzluca), FILM-YÖN En İyi Yönetmen ve Sungu Çapan Sinema Yazarları ödüllerini de topladı. En İyi Yönetmen Yeşim Ustaoğlu oldu (Artakalan); aynı film En İyi Kadın Oyuncu (Öykü Karayel), görüntü yönetmeni (Kiril Prodanov) ve sanat yönetimi ödüllerini aldı. En İyi Erkek Oyuncu ödülü Hakikatin Ölümü'nden Mehmet Günsür ile Mert Fırat arasında paylaşıldı. Behlül Dal En İyi İlk Film ödülü Büşra Bülbül'ün Bir Anne Hakkında filmine verildi; aynı filmden on iki yaşındaki Duygu Köse En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu seçildi. Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü Emir Ziyalar'ın Kadim Mavi'sine gitti. Uluslararası yarışmanın En İyi Film ödülünü ise George Ovashvili'nin Babalarımdan Biri Ay'dır filmi kazandı.

Güçlü bir seçki, dengeli bir ödül dağılımı, dolu salonlar. Festivalin hakkı teslim edilsin.

Peki o salonlar neredeydi?

Sekiz gün boyunca filmler AKM'nin Perge ve Aspendos salonlarında, Migros AVM'de, Özdilekpark'ta ve TerraCity'de gösterildi. Paneller etkinlik çadırında yapıldı. Salonların adları Perge ve Aspendos'tu — ama kimse Perge'ye ya da Aspendos'a gitmedi.

Bunu bir kusur olarak söylemiyorum; kasım ayında sekiz günlük bir festivali antik tiyatroda yapamazsınız, geçen hafta yağmurun fener alayını nasıl ertelediğini hep birlikte gördük. Ama bu durum, bu kente dair çok daha büyük bir alışkanlığı da görünür kılıyor: Antalya mirasını dekor olarak kullanıyor, mekân olarak değil. Salona adını veriyoruz, içine girmiyoruz.

Rakamlar ne diyor?

2025 verileri ortada. Antalya'daki müze ve ören yerleri geçen yıl 3 milyon 267 bin 641 ziyaretçi ağırladı ve 303 milyon liranın üzerinde gelir elde edildi; gelir bir önceki yıla göre yüzde 10 arttı. Aynı yıl kente gelen toplam ziyaretçi sayısı ise 17 milyon 571 bin 155. Oranı kendiniz hesaplayın: Antalya'ya gelen her beş kişiden ancak biri, bu toprakların antik mirasından herhangi birine adım atıyor. Diğer dördü denizi görüp gidiyor. Üstelik bu rakamın içinde Antalyalılar da var.

Dağılım ise daha çarpıcı. 2025'te en çok ziyaret edilen ören yerleri Phaselis (481.306), Aspendos (392.093) ve Olympos (324.571) oldu. Sadece bu üçü, toplam ören yeri ve müze ziyaretinin yaklaşık üçte ikisine denk geliyor. Geri kalan onlarca antik kent, kalan payı paylaşıyor. Karşılaştırma için: Perge'nin yıllık ziyaretçi sayısı birkaç yıl önce 156 bin düzeyindeydi — yani Phaselis'in üçte biri.

Adını bile duymadığımız kentler

Şimdi bir liste vereyim; çoğu Antalyalının çoğunu hiç duymadığına bahse girerim.

Trebenna — Konyaaltı'na birkaç kilometre mesafede, çam ormanının içinde, tiyatrosu ve kaya mezarlarıyla.
Sillyon — Aksu'da, düz ovaya hâkim bir tepenin üstünde, tiyatrosu ve stadyumuyla; üstelik sekiz asırlık bir Selçuklu mescidini de barındırıyor.
Rhodiapolis — Kumluca yakınında, tiyatrosu ve agorasıyla, üstelik kolay ulaşılabilir.
Lyrbe (Seleukeia) — Manavgat'ın kuzeyinde, ormanın içinde neredeyse ayakta duran bir agorayla.
Pednelissos — Toros yamaçlarında, sütunlu caddesiyle.
Andriake — Demre'de, Likya'nın limanı ve tahıl ambarıyla.

Bu kentlerin ortak özelliği harap olmaları değil; çoğu şaşırtıcı derecede ayakta. Ortak özellikleri programsız olmaları. Yılda bir kez bile içlerinde bir şey olmuyor: ne konser, ne okuma, ne gösterim, ne atölye. Oysa bir yapıyı ayakta tutan şey yalnızca restorasyon değil, kullanımdır. Kullanılmayan yapı, korunan yapı değil; unutulan yapıdır.

Nörolojide bunun adı var: asomatognozi. Genellikle beynin sağ yarıküresindeki bir hasarın ardından ortaya çıkar ve hasta kendi uzvunu tanımaz. Kol oradadır, yerindedir, sağlamdır; hasta ona bakar ve "bu benim değil" der. Kimi zaman yatağına başkasının kolunun konduğunu düşünür, kimi zaman onu itip uzaklaştırmaya çalışır. Uzuv kaybolmuş değildir — beyin onu kendinden saymayı bırakmıştır.

Antalya'nın antik kentleriyle ilişkisi tam olarak bu. Sillyon duruyor, Trebenna duruyor, Rhodiapolis yerli yerinde. Hiçbiri yıkılmadı, hiçbiri sökülüp götürülmedi. Kent onları yitirmedi; yalnızca kendi bedeninden saymayı bıraktı.

Bir ören yerine "uzak" demek çoğu zaman mesafeyle değil, sahiplenmeyle ilgilidir: Sillyon, Antalya Havalimanı'na Phaselis'ten çok daha yakın durur — ama birine yılda yarım milyon kişi gider, diğerinin adını çoğumuz bu yazıda ilk kez okuyoruz.

Bir yeri korumanın en iyi yolu onu çitle çevirmek değil, insanların oraya gitmesi için bir sebep yaratmaktır.

Bunun yapılabildiğini biliyoruz

Çünkü bu kentte bir ay önce yapıldı. Ekim ortasında 5. Kaş Tiyatro Günleri, on iki oyunu Antiphellos Antik Tiyatrosu'ndan başlatıp Myra'ya ve Patara'ya taşıdı; kapanışını Patara Antik Tiyatrosu'nda yaptı, kazı başkanları eşliğinde antik kent gezileri düzenledi ve her şeyi ücretsiz sundu. Bunu da bir belediye değil, Kaş Çevre ve Kültür Derneği yaptı — yani gönüllüler ve esnaf desteğiyle.

Bir dernek Patara'da perde açabiliyorsa, bu kentin kurumları Sillyon'da bir gün programı yapabilir.

Üç somut öneri:

1: her büyük festivalin bir "antik kent ayağı" olsun. Altın Portakal'ın sekiz gününden biri, kısa film ve belgesel seçkisiyle bir ören yerinde yapılabilir. Yılda tek bir gün, her yıl farklı bir antik kent. On yılda on kent kültür haritasına girer.

2: ziyaretçi verisi tam olarak açıklansın. Bugün yalnızca ilk üç sıranın rakamı kamuoyuna veriliyor. Hangi ören yerinin yılda kaç kişi aldığı tek tek yayımlanmalı — çünkü hangi kapının hiç çalınmadığını ancak o zaman görebiliriz.

3: ulaşım çözülsün. Trebenna, Sillyon ve Lyrbe'nin sorunu ilgisizlik değil, servis. Hafta sonları birkaç otobüs hattı, doğru tabelalar ve bir QR kodlu bilgilendirme, bu kentleri bir anda ulaşılabilir kılar. 29 Ekim'de toplu taşımayı ücretsiz yapabilen bir belediye, pazar sabahı Sillyon'a otobüs de kaldırabilir.

Son söz

Bu köşenin adı Kadraj Dışı. Fotoğrafta kadraj, neyi gösterdiğin kadar neyi dışarıda bıraktığındır da — ve dışarıda bıraktığın şey zamanla gerçekten yok olur, çünkü kimse onu hatırlamaz. Antalya kadrajına on yıldır aynı üç taşı koyuyor: Phaselis, Aspendos, Olympos. Güzeller, hak ediyorlar. Ama çerçevenin iki adım dışında, iki bin yıldır bekleyen ve adını bile anmadığımız kentler var.

Festival bitti, ışıklar söndü. Şimdi sıra, hiç yanmamış ışıklarda.

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLER 3 - 20 Kasım 2026 · Antalya ajandası

8 Kasım'a kadar — Antalya Kültür Yolu Festivali sürüyor. Konyaaltı Beach Park konserleri: Poizi (3 Kasım), Sefo (4), Gökhan Türkmen (5), Ebru Yaşar (6), Demet Akalın (7), kapanışta Hakan Altun (8 Kasım).

Haşim İşcan KM — Devlet Opera ve Balesi: Verdi Attila (3 Kasım, 20.00), Dino Ormanı çocuk oyunu (4 Kasım, 11.00), Barok Rüyası (5 Kasım, 20.00), Carmina Burana bale yorumu (7 Kasım, 20.00).

Sergiler — "Üç Ressam: Alaettin Aksoy, Mehmet Güleryüz, Komet" — Antalya Kültür Sanat. · "Yaşayan Miras: Antalya" — Türkan Şoray Kültür Merkezi. · "Osmanlı'nın Mukaddes Emanetleri" — Mevlevihane Müzesi.

13 Kasım Cuma — Antalya Devlet Senfoni Orkestrası, Atatürk'ü Anma Konseri: Beethoven 3. Piyano Konçertosu ve Muammer Sun'un Kurtuluş müziklerinden süit. Şef Oğuzhan Balcı, piyano Salih Can Gevrek. AKM Aspendos Salonu, 20.30.

20 Kasım Cuma — ADSO, Gürer Aykal yönetiminde: Weber Oberon Uvertürü, Weber Fagot Konçertosu (solist Selim Aykal) ve Çaykovski 5. Senfoni. AKM Aspendos Salonu, 20.30.

Gelecek hafta bu köşede: Kültür Yolu Festivali'nin ardından ve kentin kış sahne takvimi.